AHMED
DAVUDOĞLU
367 - 369 NOLU
HADİSLERİN ŞERHİ:
Hz. Huzeyfe (Radiyallahu anh) 'ın bu hadisi de mucizedir. Çünkü Hz. Ömer (Radiyallahu anh)'in şehid edileceğini ve onun vefatından sonra bir takım fitneler
zuhur edeceğini haber vermektedir. Ubbî'nin beyanına
göre burada haber verilen fitnelerden muradi. Hz.
Osman (Radiyallahu anh) 'in
şehid edilmesi ve dalalet fırkalarından haricilerin
Hz. Alî (Radiyallahu anh)'a karşı isyanı gibi şeydir. Cemel
ve Sıffîn vakalarına bu haberin şümulü yoktur. Çünkü
o vakalara iştirak eden zevat hakkında «Ne bir ma'ruf
tanır; ne de bir münkeri inkar
eder.» denilemez.
Fitne: Lügatta imtihan, ibtila ve deneme
manalarına gelir. Küfür, rezalet azab, harb, musibet, dalal ve günah manalarında
da kullanılır. Fakat bütün bu manaların aslı yine deneme manasına gelen ihtibardır. Kaadi Iyaz bu kelimenin Örfen: deneme
ile meydana çıkarılan her şeyde kullanıldığını; hayıra
da şerre de itlak edildiğini söylüyor.
Bir kimsenin ehli yani
ailesi hakkında fitneye düşmesi: onlar tarafından başına gelen elem, keder, üzüntü, kötülük ve şüphelerdir. Komşusu hakkındaki fitneden murad da, komşusu zenginse onun gibi zengin olmak için
üzülmesidir. Bu gibi fitnelerin Keffareti: beş vakit
namazı vakitlerinde kılmak orucunu tutmak ve zekatını
vermektir «Şüphesiz ki hayır ve hasenat günahları giderir.» ayet-i kerîmesi,
büyük günahlardan sakınmak şartile beş vakit namaz
küçük günahları giderir diye tefsir edilmiştir. Ekseri müfessirlerin kavli
budur.
İbni Abdilberr: «Zamanımızda bazı ilim
müntesibleri: Bütün büyük ve küçük günahlara namaz ve
taharet kefaaret olur; demiş;
ve bu hadisle abdestin günahları ıskat ettiğini bildiren hadisi delil
göstermiştir» diyorsa da bu kavil reddedilmiştir. Ebu
Ömer: «Bu bir cehalet ve ayni zamanda ehl-i dalaletten
mürcie fırkasına muvafakattir...» demiştir.
Zuhur edecek fitnelerin
büyüklüğü ve husule gelecek hercü-merc
deniz dalgasına benzetilmiştir. Yanî kükremiş denizin
dalgaları nasıl çalkalanır ve bir birine çarparsa fitneler de öylece bir birini
takip edecek demektir. Hz. Ömer (Radiyallahu anh)'ın suali karşısında cemaatin
susması, fitnenin bu nevini bilmedikleri içindir. Onlar yalnız birinci nevi
fitneyi bilirlerdi.
Fitnelerin kalplere
yerleşmesi de hasıra benzetilmiştir. Buradaki «arz olunur» tabirinden murad: fitnenin kalbe hasır gibi döşenmesi yanî yerleşmsiidir. Hasır üzerinde
yatan bir kimseye hasır nasıl yapışırda vücudunda iz bırakırsa fitne de ayni
şekilde kalbe yerleşir ve orada iz bırakır.
«Dal dal
arzolunmak»dan maksad:
bazılarına göre fitnelerin tekerrürüdür. «Hasır gibi» tabiri de: hasır dokur
gibi demektir. Yanı hasır dokuyan kimse hasır çubuklarını nasıl birer birer örerse fitneler de peyder
pey zuhur edecektir.
Hadisde fitnenin tesirine kapılmayan kalpler mücella taşa, fitneyi
kabul edenle- de tepesi aşağı çevirilmiş destiye benzetilmiştir. Yanı hayırı
kabul etmeyen bir kalp, içinde su kalmayan ters çevrilmiş destiye
benzer.
Sa'd b. Tarık'ın «mürbaadd», «siyaha
karışan şiddetli beyazdır.» diye tefsirde bulunmasını bazı hadis imamları tashif kabul etmişlerdir. Onlar kelimenin şiddet değil «şebeh» yanı benzerlik olacağı kanaatindedirler. Çünkü
siyaha karışan beyaz, çok olursa o renge araplar «belak» o rengi taşıyan şeye de «eblak»
derler, «mürbaadd» siyaha az miktarda beyaz
karışandır. Lisanımızda buna boz renk tabir olunur. Maamafih
bu kelimeyi Sa'd'ın tefsir ettiği manaya alanlar da
vardır.
Hz. Huzeyfe Ömer (Radiyallahu anh) 'a : «Seninle bu
fitneler arasında, kırılmak üzere bulunan kapalı bir kapı vardır.» demekle,
onun hayatında bu fitnelerin zuhur etmeyeceğini anlatmak istemiştir. Kırılmak
tabiriyle dahi onların önlenemeyeceğine işaret etmiştir. Çünkü kırılan bir
şeyin yerine iadesi mümkün değildir. Birde kırılmak ekseriya zorlamakla olur; adetin hilafınadır. Onun için Buharî
'nin rivayetinde Hz. Ömer (Radiyallahu
anh) 'in bunu işittiği zaman: «Öyle ise ebediyyen kapanmaz» dediğini görüyoruz.
Yine o rivayetin sonunda
şu cümleler de vardır: «Huzeyfeye: Ömer bu kapıyı biliyormu idi?» diye sorduk: Evet, yarından önce bu akşamın
geldiğini bildiği gibi. (Biliyordu) Ben ona masal değil hadis söyledim; dedi.
Biz Huzeyfenin heybetinden çekinerek (Kapının ne
olduğunu) mesruk'a sordurduk. Mesruk
sorunca Huzeyfe: bu kapı Ömer (Radiyallahu anh) 'dır, dedi,
Görülüyorki kapı tabirinden murad kendisi
olduğunu Hz. Ömer (Radiyallahu anh) biliyormuş.
«Öldürülecek veya
ölecek» tabiri hakkında Nevevî şu mütaleayı beyan
etmektedir: «Huzeyfe : (Radiyallahu anh) 'in bu
ibareyi Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) 'den
böyle şekk ile işitmiş olması muhtemeldir. Bundan maksad ölümü Huzeyfe'ye ve başkalarına mübhem
bırakmaktır. Bir ihtimale göre de Huzeyfe (Radiyallahu
anh) Hz. Ömer'in öldürüleceğini bilmiş, fakat yüzüne
karşı söylemekten çekinerek nıübhem bırakmıştır.
Çünkü Ömer (Radiyallahu anh)
kapıdan murad kendisi olduğunu biliyordu. Bununla
beraber Huzeyfe (Radiyallahu anh)
'ın maksadı Hz. Ömer (Radiyallahu
anh) 'in öldürüleceğini haber vermek de değildi.
Hasılı fitnelerle îslamın arasındaki kapalı kapı Hazreti Ömer (Radiyallahu anh) dır. O hayatta kaldıkça İslama
fitne girmeyecek, fitneler onun vefatından sonra zuhur edecektir Nitekim öyle
de olmuştur.